Haber Detayı
16 Ağustos 2019 - Cuma 13:21 Bu haber 237 kez okundu
 
İnşaat Mühendisleri Odası Samsun Şubesi: Kaçak Yapılaşma Gelenek Haline Geldi
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Samsun Şubesi 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 20. Yıldönümü dolayısıyla bir açıklama yaptı.
YAŞAM Haberi
İnşaat Mühendisleri Odası Samsun Şubesi: Kaçak Yapılaşma Gelenek Haline Geldi

 

            İnşaat Mühendisleri  Odası Samsun Şubesi  Yönetim Kurulu Başkanı  Cevat Öncü, deprem gerçeğini unutmadıklarını ve sürekli gündemde tutacaklarını söyledi.

 

Öncü açıklamasında, “Bu bağlamda başta Genel Merkezimiz olmak üzere Şubemizde ve diğer Şubelerde 20 yıldır değişik etkinlikler, halkı bilinçlendirme faaliyetlerini sürdürmekteyiz. Bu yıl da, Yapı üretim sürecinin asıl ve en önemli unsuru olan bir meslek odası olarak, başta ülkemizi yönetenler ve yerel yöneticilerimiz olmak üzere, her kurum, kuruluş ve tüm yurttaşlarımızı depremlere karşı hazır ve uyanık olmaya davet ediyoruz. Bilindiği gibi, deprem bir doğa olayıdır, önlenemez ve oluş zamanları önceden tespit edilemez durumdadır. Depremler, önlenemez ancak önlemler alınabilir.

 

İnşaat mühendisliği, yer altında ve yer üstünde güvenli ve sağlıklı yapı üreten ve bunu örnek uygulamaları ile kanıtlamış bir bilim dalıdır.  Biz inşaat mühendislerinin, güvenli ve sağlıklı yapılar üretmenin yanı sıra, insanlarımızın sağlıklı bir çevrede yaşamalarını sağlamak gibi bir görevimiz vardır. Türkiye bir deprem ülkesidir. Bu gerçeği unutmadan, bir doğa olayı olan depremin afete dönüşmemesi ve yıkımların önlenebilmesi için, izlenmesi gereken yol;  Yapıların,  mesleki derinliği ve yeterliliği olan, etik anlayışı yüksek meslek insanları tarafından, mühendislik bilimine ve deprem yönetmeliklerine uygun olarak tasarlanması ve üretilmesidir. “  dedi.

 

 Standartlara uygun malzeme ve işçilik kullanılarak, etkin bir denetim mekanizmasının da uygulanmasının zorunluluk olduğunu ifade eden Cevat Öncü, ” İktidarlar talebin kimden geldiği belli olmayan, sözüm ona “Vatandaşın işini kolaylaştırma ” adına Yasa ve Yönetmeliklerin Odalara verdiği yetkileri hiçe sayarak, Genelgeler yayınlamaktan vazgeçmelidir.

 

Samsun Şubesi olarak, Önümüzdeki süreçte, “Samsun Deprem Master Planı” yapmayı planlamaktayız. Samsun İli genelinde deprem konusunda halkı bilinçlendirmenin yanında, yapı stoku, mevcut yapıların depreme dayanıklılığı, mikro ölçekte deprem risk haritası, vb. bilgilerin yer alacağı  ve Samsun Büyükşehir Belediyesi ve alt Belediyelerin de katılımı ile Samsun Deprem Master Planı hazırlanarak  Kamuoyu ile ve de İlgili Makamlarla paylaşılacaktır.” Diye konuştu.

 

           

 

Cevat Öncü açıklamasında şu görüşlere yer verdi:

 

         17 AĞUSTOS MİLAT MI?

 

            17 Ağustos 1999 Marmara depremi, can ve mal kayıpları bakımından bir milat olarak kabul edildi. Tarihsel süreç içerisinde, ülkemiz sayısız depremler yaşamış olmasına rağmen, 17 Ağustos 1999 Marmara depremi ile ortaya çıkan büyük can ve mal kayıpları göstermiştir ki, ülkemiz bu tür depremlere hazırlıksız olarak yakalanmaktadır. 1939 da yaşanan 32 bin insanımızın hayatını kaybettiği Erzincan depremi, Milat olmalıydı.  Milat, 1966 Varto, 1971 Bingöl depremi olmalıydI.

 

 17 Ağustos 1999 Marmara ve 12 Kasım 1999 Düzce depremleri gerçekten bir milat oldu mu? Ders alındı mı? 1999 Marmara ve Düzce depremlerinin ortaya çıkardığı büyük kayıplar, her kurum ve kuruluşun ve yöneticilerimizin yeniden düşünmesine neden oldu. Bu kapsamda, yapı denetimi, nitelikli mühendislik eğitimi, mühendislik hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi v.b. ilgili mevzuatlar, ülkemiz gündeminin ilk sıralarında yer aldı. Deprem öncesi, deprem sırası ve sonrasında nelerin yapılması gerektiğine dair pek çok sorunun varlığı tespit edildi, depreme karşı alınması gereken önlemler yeniden sorgulandı, yeni bir afet bilincinin oluşturulması için sorunlar ele alındı. Bu süreçte, İnşaat Mühendisleri Odası; deprem ve güvenli yapı üretimi konusunu tüm boyutları ile birlikte ele alarak, sorunların kaynağını ve çözüm yollarını ortaya koydu.

 

KAÇAK YAPILAŞMA GELENEK HALİNE GELDİ

 

            1999 depreminde mevcut yapı stokumuzun yaklaşık 25’i kullanılamaz hale geldi. Kaçak olarak yapılan ve mühendislik hizmeti almadan üretilen yapıların ne kadar fazla olduğu gözler önüne serildi. Kaçak yapılaşmanın gelenek haline geldiği ve olağan kabul edildiği ülkemizde, yıkılan ve ağır hasarlı binaların arasında devlet daireleri, hastane ve okulların da bulunması sorunun sadece bir imar problemi olmadığını, farklı boyutlarının da olduğunu ortaya koydu.

            İnşaat Mühendisleri Odası’na göre temel sorun; plansızlık, çarpık kentleşme, yapı üretim ve denetim sürecindeki uygulamaların niteliksizliğinden  ve yetersizliğinden kaynaklanıyordu. Sorun, depremin kendisi değil doğurmuş olduğu sonuçlardır.

 

            Bir doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmemesinin yolu, planlama, kentleşme ve yapı denetim sisteminden geçmektedir. Çünkü, yapı denetimi, güvenli yapıların oluşmasını sağlayacak ve gelecekte aynı sorunların ortaya çıkmasını önleyecektir. Dolayısıyla, 1999 depreminden sonra, yapı denetimi kavramı üzerinde yoğunlaşıldı. 2000 yılında yürürlüğe giren 595 sayılı KHK bunun en önemli adımıydı.

 

 Ancak, kararnamenin iptalinin ardından, 2001 yılında yürürlüğe giren ve hala uygulanmakta olan 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkındaki Kanun beklentileri karşılayamadı. Hatta iptal edilen 595 sayılı KHK’nın bile gerisinde kaldı.  Yapı sektörü içerisindeki paydaşlara, ilgili kurumlara ve meslek odalarına yeterince danışılmadan, alelacele çıkarılan kanun, adeta kendisi bir sorun olarak gündemdeki yerini korumaktadır.

 

            Yapı denetimi işini gerektiği gibi yapamadığını anlamış olan devlet, bu görevi 4708 sayılı yasa ile Yapı Denetim Kuruluşlarına bıraktı. Bu temelde doğru bir yaklaşımdı. Ancak, doğru noktadan yaklaşmak, doğru yere ulaşılması anlamına gelmedi. Zamanla yasanın etki alanı daraltıldı, muafiyet sınırları genişletildi, farklı düzenlemeler yapılmaya başlandı.

 

            Uzmanlıkların dikkate alınmadan şantiye şefliği görevi üstlenilmesi 30.000 m2 ye kadar 5 ayrı inşaatın şantiye şefliğinin yapılıyor olması bilime ve bilgiye aykırıdır.      Yine yakın bir zamanda yapılan düzenleme ile inşaat ruhsatlarından mühendis ve mimarların imzalarının kaldırılmış olması, sahteciliğin önünün açacağı gibi mesleki yetkinliği de zaafa uğratacaktır.

 

            Yapı Denetimi Yasasında ihtiyaç duyulan gerekli düzenlemeler en kısa sürede yapılmaz ise, gelecekte benzer sorunlar ile karşı karşıya kalınacak, olası bir depremde kamu binaları da dahil olmak üzere, konutlar, işyerleri yıkılacak veya ağır hasar görecek, maalesef çok sayıda can ve mal kayıpları yaşanacaktır.

 

            Hafif hasarla atlatılması gereken depremlerde dahi can ve mal kayıplarının yaşanıyor olması, mevcut yapılardaki tehlikenin boyutunu açıkça gözler önüne sermektedir.

            Ülkemizde yaklaşık 20 milyon yapı bulunmaktadır. Ancak, bu yapı stokunun ayrıntılı bir envanteri çıkartılamadığı için olası depremlerde nasıl bir davranış sergileneceği de bilinememektedir.  Bilinen gerçek, mevcut binaların 67’sinin ruhsatsız veya ruhsata aykırı, 60’ının ise 20 yaşından büyük olduğudur. Kentsel dönüşüm uygulamaları ile yapıların yenilenmesi ve depreme dayanıklı hale getirilmesi çabaları açıkça göstermektedir ki; dönüşüm, müteahhit firmalar ve yapı sahipleri için gereken ekonomik cazibeyi yarattığı koşullarda uygulanabilmektedir. Bütünlüklü bir planlama anlayışı yerine, parçacı ve parsel bazında yaklaşımlarla yapılar yıkılıp yeniden yapılmakta, dolayısıyla bölgelerimizin ve kentlerimizin teknik ve sosyal altyapıları ile birlikte iyileştirilmesi olanağı bulunmamaktadır.

 

            İMAR AFLARI VE İMAR BARIŞI

 

            Kaçak yapılaşma ve gecekondulaşmanın önlenemediği ülkemizde, seçimlerde oy alma ve siyasi kaygılar ve de ekonomik nedenlerle iktidarlar tarafından, ortalama  on beş yılda bir “bu son” denilerek “imar afları” çıkartılmaktadır.

 

 Akademik çevreler ve meslek odalarımız, sürekli olarak mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, onarılması ve güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymasına rağmen, 24 Haziran seçimleri öncesinde adına “imar barışı” denilerek ülke tarihimizin en kapsamlı ve ucu açık imar affı çıkartılmıştır.

 

            Türk imar tarihinin bugüne kadar gördüğü en kapsamlı imar affı olan bu düzenleme ile hiçbir mühendislik hizmeti almadan, nasıl ve kimler tarafından yapıldığı belli olmayan, mühendislik hizmeti alması da talep edilmeyen yapılar, herhangi bir kontrol mekanizması olmaksızın, kuralsızca,  sadece “mal sahibinin sorumluluk beyanı ile” kayıt altına alınarak yasal statü kazanmaktadır.

 

CAN VE MAL GÜVENLİĞİ, YAPI SAHİBİNİN BEYANINA TERK EDİLDİ

 

                        “İmar barışı” denilen bu “imar affı” ile deprem güveliği, mühendislik ve mimarlık mesleği hiçe sayılarak, toplumun can ve mal güvenliği, yapı sahibinin beyanına terk edilmiştir. Ayrıca, tüm yasal kurallara uyarak ve gerekli bedelleri ödeyerek yapı üretenler ile işini doğru yapan mühendis, mimar ve müteahhitler cezalandırılmıştır. Milat olarak kabul edilen depremlerden de ders çıkarılmadığı, para ve siyaset uğruna halkımızın can ve mal güvenliğinin tehlikeye atıldığı açıkça görülmektedir.

 

 

 

            MEVCUT YAPI STOKU VE YAPI ÜRETİMİ ANLAYIŞI

 

            Üzülerek belirtmek durumundayız ki, 17 Ağustos 1999 depreminden bu yana 20 yıl geçmesine rağmen, deprem güvenliği bakımından iyi durumda değiliz.

            Yapıları depreme karşı hazırlamanın iki önemli yolu vardır.

  1. Mevcut yapı stokunun durumu tespit edilerek, iyileştirilmesi, onarılması, güçlendirilmesi veya yeniden yapılması,
  2. Yeni inşa edilecek yapıla, bilim, teknoloji ve mühendislik ilkelerine uygun yapılmalı, planlama ve tasarım aşamasından, yapının kullanım aşamasına kadar tüm süreç, mesleki yeterliliğe sahip mühendis ve mimarlar tarafından yönetilmeli ve denetlenmelidir. Ayrıca, risklerin transferi bakımından, yapı sigortası ve mesleki sorumluluk sigortası yapılmalıdır.

 

TİCARİ KAYGILAR TEKNİK ZORUNLULUKLARIN ÖNÜNE GEÇİYOR

 

Profesyonel mühendislik yaşamının düzenleyicisi ve takipçisi olması gereken meslek odalarımızın yetkileri bilinçli bir şekilde giderek azaltılmaktadır. Ticari kaygılar maalesef ki teknik zorunlulukların önüne geçmektedir. Bilgi, beceri ve liyakat sahibi yöneticiler yerine, geçmişte görülmüştür ki şirket ve cemaat ilişkileri belirleyici olmuştur.  Meslek odaları, üniversiteler ve endüstri arasındaki işbirliği desteklenmesi gerekirken, görmezden gelinmekte ve yok sayılmaktadır.

 

            Büyük kentlerimiz başta olmak üzere, deprem başta olmak üzere doğal afetlere karşı duyarlı ve hazırlıklı değiliz. Son dönemlerde üzülerek görmekteyiz ki;

            Sel ve su baskınları doğal bir hal almakta ve afete dönüştüğü

            Isı adaları oluşmakta, iklimler değiştiği

Soluduğumuz havanın her gün daha fazla kirletildiği,

Kentlerimiz ve yapı stokumuz depreme hazır ve hazırlıklı olmadığı

            Bir ülke olmaktan en kısa sürede kurtulmamız gerekmektedir.

 

SONUÇ OLARAK;

  • Gelişmiş teknoloji ve var olan bilgiler ile fayların bulundukları yerleri bilmek mümkündür. Ancak, fay hattının kırılacağı yer ve üreteceği depremin zamanını bilmek mümkün değildir.
  • Yeni yayınlanmış olan “Bina Deprem Yönetmeliği” de göz önüne alınarak, zemin durumları ve fay hatları bilindiğine göre “Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı”2023 (UDSEP ) güncellenerek uygulamaya konulmalıdır.
  • Mesleki yetkinliği temel alan “Yetkin Mühendislik Yasası” en kısa sürede çıkartılmalıdır. 
  • Mühendislik biliminin gerekleri uygulanarak, yapı üretim ve denetim sisteminin sağlıklı bir şekilde işletildiği ülkelerde yaşanan doğal olaylarının, bizim gibi ülkelerde olduğu gibi büyük afetlere dönüşmediği görülerek, yer seçiminden başlamak üzere, yapı tasarımı, yapı üretimi ve yapı denetimi süreçleri bilimsel ve çağdaş normlara göre düzenlenmelidir.
  • 1766 tarihinden bu yana kırılmamış olan Marmara Denizi içerisindeki fay hattının, büyük bir deprem potansiyeli taşıdığı göz önüne alınarak hareket edilmelidir. Bu fayda oluşabilecek İstanbul depreminin 7 veya daha büyük ölçekte olacağı bilim insanları tarafından dile getirilmektedir.
  • Bakanlık tarafından, deprem şurası ve kentleşme şuraları toplanarak, durum yeniden ele alınmalı ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Gerekli fiziki koşulları ve akademik kadroları oluşturulmadan, son derece yetersiz koşullarda açılan ve açılmaya devam edilen, inşaat mühendisi diploması veren okullar yeniden değerlendirilmeli, can ve mal güvenliğini doğrudan etkileyen meslek mensuplarını kaliteli bir eğitim ile donatmadan, mezun sayısının artırılması anlayışından vazgeçilmelidir.
  • Her afetten sonra sıkça yapılan “yaraların sarılması” ve “kaderci” yaklaşımdan vazgeçilmeli, doğa olayları meydana gelmeden önce alınacak önlemler ortaya konmalı, sorunu sorun olmaktan çıkartacak uygulamalar kararlılıkla hayata geçirilmelidir.
  • Meslek odaları ile mensuplarımızın arasına örülmeye çalışılan duvarlar kaldırılmalı, mühendis ve mimarların proje üretimi, yapı üretimi ve denetimi sürecindeki etkinlikleri artırılmalıdır.
  • Ruhsatlardan mühendis ve mimarların imzalarının kaldırılması uygulamasından vazgeçilmelidir.   “

 

Kaynak: (KHA) - Karadenizhayat Editör: Coşkun ÖZBEK
Etiketler: İnşaat, Mühendisleri, Odası, Samsun, Şubesi:, Kaçak, Yapılaşma, Gelenek, Haline, Geldi,
Yorumlar
Haber Yazılımı