Haber Detayı
13 Ağustos 2020 - Perşembe 14:29 Bu haber 1581 kez okundu
 
Samsun İnşaat Mühendisleri Odası'ndan Deprem Uyarısı
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası ( İMO) Samsun Şubesi Yönetim Kurulu, 17 Ağustos Depremi'nin 21. Yıldönümü Nedeniyle bir basın açıklaması yaptı.
SİVİL TOPLUM Haberi
Samsun İnşaat Mühendisleri Odası'ndan Deprem Uyarısı

 

 
TMMOB İMO SamsunŞubesi Başkanı Cevat Öncü, basın toplantısında önemli konulara, inşaat denetim ve yönetiminde yaşanan aksaklıklara ve uygulamalarla yapılan düzenlemelere ait önemli açıklamalarda bulundu.

İmar barışı ve imar affında yaşanan eksikliklerin ve uygulamaların çok ciddi sonuçları olduğunu ifade eden Cevat Öncü, malsahibinin beyanına göre imar barışı uygulandığını söyledi.

Cevat Öncü açıklamasında şu bilgilere yer verdi:


"17 Ağustos 1999 yılında yaşanan ve ülke tarihimizin sonuçları itibariyle en acı depremlerinden biri olan 7.4 büyüklüğündeki GÖLCÜK Merkezli depreminin üzerinden 21 yıl geçti.


Resmi sonuçlara göre 18.873 insanımız yaşamını yitirdi, 23.781 insanımız yaralandı, 328.113 ev ve işyeri yıkıldı veya hasar gördü. Yapılarımızın 25'i, kullanılamaz hale geldi. 6’sı yerle bir oldu,7’si ağır hasar,12’si de orta derecede hasar gördü. Bir milyondan fazla insanımız evsiz kaldı.17 milyar dolardan fazla ekonomik kayıp ortaya çıktı. Marmara Bölgesi başta olmak üzere 16 milyon insanımız bu depremin sonuçlarını yakından hti. Edirne’den Ağrı’ya, Samsun’dan Antalya’ya kadar her aileye uzak veya yakın ölçüde dokundu. Bu nedenle İnşaat Mühendisleri Odası 17 Ağustos 1999 Depreminin bir“MİLAT” olması gerektiğini ilan etti. 


17 Ağustos 1999 Depreminden buyana 21 yıl geçti. Ülkemiz birçok depremi yine yaşandı! 2003 yılı Bingöl,2011 yılı Van ve 2020 yılının ocak ayında yaşadığımız Elazığ-Sivrice Depremleri de sonuçları bakımından oldukça acı oldu. Önemli ölçüde can ve mal kayıpları ortaya çıktı. Yine Çanakkale,Manisa, Muğla- Bodrum, İzmir, Adıyaman, Denizli, Tekirdağ, Bingöl ve Malatya gibi illerimiz farklı büyüklüklerde deprem yaşadı. Can ve mal kayıpları ortaya çıktı. İstanbul başta olmak üzere ülkemizin farklı yerlerinde yeni ve yıkıcı depremlerin olacağını biliyoruz.   İnşaat Mühendisleri Odası olarak deprem gerçeğini unutmadık, unutmayacağız. 

17 Ağustos 1999 Gölcük ve daha sonra yaşadığımız diğer depremler de ortaya çıkan her acının yükünü omuzlarımızda, acısını ise kalbimizde taşıyoruz. Depremlerde hayatlarını kaybedenleri rahmetle anıyoruz. Bugüne kadar yaşamış olduğumuz depremler, ülkemizin bir deprem gerçeği ile karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. 100 yıl içerisinde oluşan depremlerde 110 bin insanımız yaşamını yitirmiş, 700 bin mertebesinde yapımız yerle bir olmuştur. Bilinmesi gerekir ki depremler,can kayıplarının yanı sıra meydana geldikleri bölgenin altyapısını ve ekonomik düzenini bozmakla kalmayıp oldukça ciddi sorunlar da yaratır. 


YAPI STOKUMUZ GÜVENLİ DEĞİL

Bulaşıcı ve salgın hastalıklar, yaralanma, psikolojik sorunlar,sakat kalma, pazar kaybı, üretim ve gelir kaybı, enflasyon, acil yardım harcamaları, işsizlik ve planlanan yatırımların gecikmesi, çevrenin bozulması ve çevre sorunları gibi önemli sonuçlar doğurmaktadır. 17 Ağustos Depremi bu sonuçların tümünü ortaya çıkaran bir kent deprem olarak kayıtlara girmiştir. 17 Ağustos Depremiyle birlikte yaşamış olduğumuz depremler ve Ocak 2020 tarihinde yaşadığımız Elazığ-Sivrice Depremi, yapı stokumuzun halen güvenli olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur.


 Kuzey Anadolu Fay Hattı ve Ülkemizin Deprem Gerçeği "Kuzey Anadolu Fay Hattı", dünyanın en tehlikeli diri faylarından biridir. Bingöl ilimizin Karlıova ilçesinden başlayıp Marmara Denizi'ne uzanan, oradan da Yunanistan'a geçen bir fay hattıdır.  Ayrıca bu fay hattında oluşan her deprem başka bir depremi tetiklemektedir. Bu nedenle Kuzey Anadolu Fay Hattı(KAF) üzerinde sürekli olarak depremler olmaktadır.17 Ağustos 1999 Gölcük Merkezli Deprem ve 12 Kasım 1999 Düzce Depremi yeni depremlerin habercisi olarak karşımızda durmaktadır. KAF’ın MarmaraDenizi içerisinde bulunan önemlice bir kısmı sürekli olarak enerji biriktirdiği için İstanbul başta olmak üzere Tekirdağ, Çanakkale, Kocaeli, Yalova, Sakarya, Bursa, Balıkesir gibi çevre iller sürekli olarak deprem tehlikesi altında bulunmaktadırlar. 


LADİK, VEZİRKÖPRÜ 1.DERECE, SAMSUN İKİNCİ VE 3. DERECE DEPREM RİSKİ TAŞIYOR

 

Bilindiği gibi KAF Samsun İl Sınırlarımız içerisinde bulunan Ladik ve Vezirköprü İlçelerimizden geçmektedir. Bu nedenle Bölgemiz ve kentimiz de ciddi Deprem Riski Taşımaktadır. Fay Hattının geçtiği ve yakınındaki ilçeler Birinci Derece  olmak üzere Kent Merkezimiz de İkinci ve Üçüncü Derecede Deprem Riski Taşımaktadır. Aynı hat üzerinde 1943 Yılında Ladik-TosyaDepremi olarak anılan 7,2 büyüklüğünde Önemli ölçüde can ve mal kaybına yol açan deprem meydana gelmiştir. Adı geçen Depremde 4000 i aşkın ölüm ve binlerce yurttaşımız yaralanmış,maddi hasarlar oluşmuştur.Kısacası Bölgemiz ve kentimiz de ciddi Deprem Riski taşımaktadır !
 

SAMSUN DEPREM MASTER PLANI HAZIRLANMALIDIR 
 

 
17 Ağustos 1999 tarihinden bu yana , Üzülerek söylemek gerekir ki; deprem güvenliği bakımından 1999 yılından çok da iyi durumda değiliz. Birçok kentimizin "1/100.000 Ölçekliİl Çevre Düzeni Planı" yoktur.  Yerel yönetimlerin uygun görmediği kararları çoğu kez merkezi yönetim olumlu bularak karar vermekte ve giderek kentlerin plan bütünlüğü bozulmaktadır.  Bugün İstanbul 7 ve üzeri büyüklükte bir deprem beklemektedir. Yaşanacak  büyük bir deprem ile yapı stokunun en az 25’i kullanılamaz hale gelecektir. Yapı stoku yenilenmeği veya güçlendirilmeği takdirde deprem yıkımının faturası oldukça ağır olacaktır. 

 

İSTANBUL, KANAL İSTANBUL İLE DAHA RSİKLİ HALE GELDİ

 

Oysa İstanbul, Kanal Projesiyle çok daha riskli hale getirilmiştir.1/100.000 Ölçekli İl Çevre Düzeni Planısürekli olarak değiştirilmekte, İstanbul’un en stratejik bölgesi olan bu bölge yeni bir yapılaşmanın cazibe merkezi haline getirilmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından plan değişikliği yapılarak İstanbul’un geleceği ranta ve depremin insafına terk edilmektedir! Birçok AVM ve Gökdelenin yaratmış olduğu risklere ilave olarak Kanal Projesi ile yeni risk alanları oluşturulmaktadır. İstanbul, sürekli olarak korku içinde yaşayacağı bir bilinmezliğe ve geleceksizliğe teslim edilmek istenmektedir. 

 

YAP TA NASIL YAPARSAN YAP ANLAYIŞI HAKİM OLDU

 

Konut nitelikli yapılarımızın yanında okullarımız, hastanelerimiz, endüstri tesislerimiz ve diğer kamu yapılarımız çok büyük oranda güvensizdir. 1999 sonrası dönemde üretilmiş olan yapıların güvenli olup olmadığını yaşanacak depremlerle sınamış olacağız. Durmadan yapılan yüksek yapılarla ilgili deprem yönetmeliği bile 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Yapı üretim süreci genel olarak mühendislik ilke ve normlarından uzak tutulmuş, ”yap ta” nasıl yaparsan yap anlayışı inşaat sektörüne hakim olmuştur. 

 

 İMAR AFFI 26 KEZ YENİLENDİ

 

İmar Affı-İmar Barışı Amaç maddesi " yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak" olan 3194 sayılı İmar Kanunu'na Geçici 16. madde eklenmiştir. Türk İmar Tarihinin bugüne kadar ki en kapsamlı imar affı olan bu düzenleme ile hiçbir mühendislik hizmeti almayan ve bu kanun kapsamında mühendislik hizmeti alması talep bile edilmeyen yapılar, herhangi bir kontrol mekanizması olmaksızın, kuralsızca, sadece mal sahibinin beyanı ile kayıt altına alınarak yasal statü kazanmıştır.  İşin içerisine oy alma ve siyasi kaygılar girince "AF KONUSU" her seferinde "bu son denilerek" 26 kez yenilenmiştir.

 

MÜHENDİSLERE 2-3 BİN LİRA VERİLMEMESİ İÇİN  MAL SAHİBİNİN BEYANINI ESAS ALDI

 

24 Haziran 2018 seçimleri öncesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın öncülüğünde, TBMM tarafından oybirliği ile ülke tarihinin en kapsamlı "İMAR AFFI" çıkarılmıştır. Dönemin  Çevre ve Şehircilik  Bakanı Sayın ÖZHASEKİ, "Mühendislere 2-3 bin lira verilmemesi için malsahibinin beyanını esas aldık" diyerek, depremde yıkılacak yapıların yıkılma gerekçesini tartışılmayacak bir şekilde ortaya koymuştur. Açıkçası mühendis ve mimarların yok sayıldığı bir ülke de "güvenli yapı üretilmesi  olanaklı değildir. Mühendisin varlığını, bilgisini, uzmanlığını parayla ölçenleri mühendisler hiçbir zaman unutmayacak ve affetmeyeceklerdir. 


İMAR AFFI İLE MÜHENDİSLİK MESLEĞİ HİÇE SAYILDI, CAN VE MAL GÜVENLİĞİ BEYANA TESLİM EDİLDİ

 

17 Ağustos Deprem yıkımının 21. Yılında Önemle belirtmeliyiz ki: Getirilmiş olan imar affı ile ; 3194 sayılı İmar Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkındaki Kanun ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun işlevsiz bir hale gelmiştir. Oysa var olan yapı stokunun ve yeni yapılacak olan yapıların depreme karşı güvenli olmaları gerekir. Depreme karşı önlem almanın ve ortaya çıkacak olan can ve mal kayıplarını azaltmanın ve ortadan kaldırmanın tek çözüm yolu budur. Temel amaç, yara sarmak değil, insanlarımızı yıkılacak yapıların altında bırakmamak olmalıdır.   "İmar Barışı" denen bu afla deprem güvenliği ve mühendislik mesleği hiçe sayılarak toplumun can ve mal güvenliği yapı sahibinin "beyanına" teslim edilmiştir. Hiçbir yapı sahibi “yapım güvenli değildir diye beyanda” bulunmamıştır. Açıkçası değerler sistemi bir kez daha ayaklar altına alınmış, kötülük bir kez daha ödüllendirilmiştir.  


MEVCUT YAPILARDAKİ TEHLİKENİN BOYUTUNA DİKKAT!..

 
Planlama Yapılaşma Ve Kentsel Dönüşüm 2011 Van Depremi de "Kentsel Dönüşüm" için milat olarak kabul edildi. 2012 yılında 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Kanunu ile yasalaştı. Hafif hasarla atlatılması gereken depremlerde dahi yapıların kullanılamaz hale gelmesi ve can kayıplarının ortaya çıkması, mevcut yapılardaki tehlikenin boyutunu gözler önüne sermektedir. Ülkemizde yaklaşık yirmi milyon yapı bulunmakta, ancak bu yapı stokunun ayrıntılı bir envanteri çıkarılmadığı için depremlerde bir bütün olarak bu yapıların nasıl bir davranış gösterecekleri bilinmemektedir. Depreme karşı kentlerimizi ve binalarımızı hazır hale getirmek iddiasıyla başlatılan kentsel dönüşüm projelerinin bu amaca ne kadar hizmet ettiği tartışmalı olmakla birlikte, kamu binalarının akıbeti ise belirsizliğini korumaktadır. "Riskli alan", "riskli yapı" belirlenmesindeki adaletsizlik, keyfilik ve hukuksuzluk ve hak kayıplarına yol açmıştır. 

KENTSEL DÖNÜŞÜM RANTIN YÜKSEK OLDUĞU BÖLGELERDEN BAŞLATILDI


Depreme karşı yapı stokunu güvenli hale getirmek iddiasıyla başlatılan kentsel dönüşüm uygulamaları, yeni sorun alanları yaratmaktadır. Daire alanlarının küçülmesi kat sayısı ve daire sayısının artmasına neden olmaktadır.Üstelik kentsel dönüşüm projeleri deprem riskinin fazla olduğu yerlerde değil, kentsel "RANTIN" en yüksek olduğu bölgelerden başlamıştır.Bugünkü kentsel dönüşüm yasası ve var olan mevzuatlar; kentsel dönüşüm uygulamaları için temel beklenti olan sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrede, güvenli yapılarda oturmak anlayışını karşılayamamıştır. 


 
YIK-YAP anlayışı kentsel dönüşümün temel bir mantığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Önemle vurgulamak gerekir ki;  kentsel dönüşüm; sosyal adalet, sosyal gelişim, sosyal bütünleşme, tarihi ve kültürel mirasın korunması, zarar azaltma ve risk yönetimi ile birlikte kapsamlı ve bütünleşik bir şekilde ele alınarak yapılmak zorundadır. 

 

 GENİŞ BİR SEFERBERLİĞE VE İŞBİRLİĞİNE İHTİYAÇ VAR!..


Bir doğa olayı olan depremin ülkemizde afete dönüştüğü yaşanarak görüldü ve öğrenildi.Artık ülkemiz de bilinmeyen bir fay hattı yoktur. Bu faylar biriktirdikleri enerjilerini bir gün mutlaka açığa çıkaracaklar.Sorun açığa çıkan enerjinin yaratacağı depreme karşı dayanıklı yapı üretilmesinin koşullarını yaratmaktır. Durmadan fayları ve depremi konuşmak insanları depremin yıkıcı etkisinden korumaz. Geniş bir seferberliğe, geniş bir işbirliğine ihtiyaç vardır.  Bugünkü yönetim anlayışının devam etmesi durumundainsanlarımız beton yığınları altında kalacak, yara sarma anlayışı ortaya çıkacak olan acıları hiçbir zaman dindiremeyecektir. 


 SORUN DEPREM DEĞİL, RANTA DAYALI POLİTİKALAR


Oysa bilimsel ölçekte kent planlarının yapılması, mesleki yetkinliğe dayalı yapı denetim sisteminin kurulması, nitelikli bir mühendislik eğitimi koşullarının sağlanması, mühendislik hizmetlerindeki kalitenin yükseltilmesi, İnşaat Mühendisliği Bölüm ve Programlarıyla ilgili kontenjanların azaltılması,3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkındaki Yasanın değiştirilmesi ve meslek alanımızla ilgili olarak bir “MESLEK YASASININ” çıkarılması zorunludur.   Sorun, depremin kendisi değil ranta dayalı uygulanan politikaların doğurmuş olduğu sonuçlardır.  
 
 TİCARİ KAYGI, TEKNİK KAYGININ ÖNÜNE GEÇTİ

 
Bu gün ticari kaygı teknik kaygının önüne geçmiş, bilgi, beceri ve liyakat sahibi yöneticilerin yerini şirket ve cemaat ilişkileri almıştır. Meslek odası, üniversiteler ve endüstri kuruluşları arasında olması gereken işbirlikleri görmezden gelinerek yok sayılmıştır. Bu anlayış değişmelidir.  Özellikle İstanbul’da deprem sonrası insanların dışarı çıktıktan sonra gidebilecekleri ve toplanıp ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri boş alan nerede ise kalmamıştır. Bu alanlar AVM ve gökdelenlere dönüşmüştür.  17 Ağustos 1999 Gölcük Merkezli depremden buyana 21 yıl geçmiştir. Bir 21 yıl daha beklenmemelidir. Kentlerimiz depreme hazırlıklı hale getirilmeli, deprem vergileriyle toplanan 35 milyar dolar yapı stokunu deprem güvenlikli hale getirmek için kullanılmalıdır. 

 

KONUT STOKU YENİLENMELİ

 
Kıt kanaat geçinmeye çalışan insanların yapılarını deprem güvenlikli hale getirmeleri mümkün değildir. Sosyal Devlet anlayışı çerçevesindekonut stoku yenilenmelidir. Bir doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmesini önlemenin yolu, planlama-kentleşme, tasarım, uygulama ve yapı denetim sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden geçmektedir. Depremle ilgili olarak yapı denetimine ayrı bir vurgu yapmak gerekir. Odalar tarafından belgelendirilen, Mühendis ve Mimarların "Özne olduğu" bir Yapı Denetim Sisteminin kurulması zorunludur.Açıkçası planlama ve tasarım aşamasından yapının kullanım aşamasına kadar geçen tüm süreçler, mesleki ve etik yeterliliğe sahip mühendisler tarafından yönetilmeli ve denetlenmelidir. 

YAPI DENETİM SÜRECİ, MESLEKİ VE ETİK YETERLİLİĞE SAHİP MÜHENDİSLER TARAFINDAN YÖNETİLMELİ VE DENETLENMELİ

 
1 Ocak 2019 tarihi itibariyle yapıların denetimini yapacak olan yapı denetim kuruluşlarının elektronik sistemle belirlenmiş olması önemli bir adım olmakla beraber doğru bir denetim sisteminin kurulduğu anlamına gelmez. Belli bir birikim ve yetkinliğe sahip olmayan yapı denetim kuruluşlarının "yapı denetim" sürecinde bulunmaları doğru bir denetim yapacakları anlamına da gelmez. Açıkçası planlama ve tasarım aşamasından yapının kullanıma açılmasına kadar geçen tüm süreç, mesleki ve etik yeterliliğe sahip mühendisler tarafından yönetilmeli ve denetlenmelidir.


UZMANLIK ALANLARI DİKKATE ALINMADAN ŞANTİYE ŞEFİ GÖREVLENDİRİLMESİ BİLİME VE BİLGİYE AYKIRI

 
Yapı üretim sürecinin önemli bir parçası olması gereken "Şantiye Şefliği" konusu çözümün değil, sorunun bir parçası olmuştur. Farklı meslek disiplinleri ve uzmanlık alanları dikkate alınmadan şantiye şeflerinin görevlendirilmesi, bilime ve bilgiye aykırıdır. Ayrıca bir şantiye şefinin 30.000 m2'ye kadar 5 inşaatın şantiye şefliğini yapmış olması da doğru değildir. Şantiye şefliği inşaatın her şeyinden sorumlu olması gereken bir mesleki faaliyettir. Buna rağmen 5 ayrı işin şantiye şefliğini bir mühendisin yapma şansı yoktur. 


YAPIYI TANIMAYAN İŞSAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ UZMANI ÇALIŞTIRILIYOR 

 
İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusu sorun olmayı sürdürüyor. İş kazaları ve ölümlü iş kazaları sıralamasında dünyanın önünde gelen bir ülkeyiz. Yapıyı tanımayan fakat işçi sağlığı ve İş güvenliği uzmanlık belgesine sahip olan insanların yapı alanında işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olarak çalışmaları kabul edilemez. 


 MÜTEAHHİTLİK DÜZENLEMESİ GERÇEK AMACA UYGUN OLARAK GELİŞTİRİLMELİ


Yapı Üretimi içerisinde en önemli aktörlerden biri olan Müteahhitlik kavramı, ülkemizde en kolay ulaşılabilen unvan olarak yıllarca başı boş kullanılmıştır. (3 dilekçe, 1 kasa, 1 Masa ) Ta ki 2019 yılında yayımlanan Yönetmelik ile Müteahhitlik alanında kısmen bir düzenlemeye gidilebilmiştir.(Süreç )   Yapılan bu düzenleme önemli bir başlangıç olmakla birlikte yeterli olmayıp en kısa sürede Meslek Odalarının da görüş ve önerileri alınarak gerçek amaca hizmet eder hale getirilmelidir.  
 
 İNŞAAT MÜHENDİSLERİNİN İYİ YETİŞMESİ GEREKİR

 
Sonuç olarak yeni yapılacak olan yapıların, "Bina Deprem Yönetmeliği" dikkate alınarak bilim, teknoloji ve mühendislik ilkeleri doğrultusunda yapılması can ve mal güvenliğinin sağlanması bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Var olan yapı stokumuz güvenli olmaktan uzaktır. Üretilecek olan yapılarla ilgili olarak yer seçim kararlarından zemin- yapı ilişkisine, doğru bir tasarımdan, yapı üretim evrelerinin bilgiye dayalı bir anlayışla denetlenmesine kadar bütünlüklü bir yapı üretim sisteminin kurulmasına ihtiyaç var.

 

17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli Depremden bugüne kadar geçen 21 yıl içinde zaman zaman doğru çalışmalar da yapılmıştır. Fakat yapılmış olan bu çalışmalar ya uygulama alanı bulmamış veya bir süre uygulanarak daha sonra ortadan kaldırılmıştır.  Deprem yönetmeliğinin ve depreme dayanıklı yapı üretilmesinin ana unsuru inşaat mühendisleridir. Bu nedenle inşaat mühendislerinin iyi yetişmiş olmaları gerekir. Bu duruma rağmen Fiziki şartları yetersiz, öğretim kadroları son derece zayıf, laboratuvarı olmayan ve oldukça fazla kontenjana sahip okulların inşaat mühendisliği diploması veren okullara dönüşmüş olması kabul edilemez.  


3458 SAYILI YASA DEĞİŞTİRİLMELİ

 
Bugüne kadar yapılan çalışmalar, deprem öncesi alınacak önlemlerin deprem riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya koymuştur. Sorunu sorun olmaktan çıkaracak olan tek yol; deprem yaşanmadan önce alınacak önlemlerde saklıdır. Bu kapsamda Mesleki Yetkinliğin önünü açacak olan ve ciddi bir sorun oluşturan 3458 sayılı yasa mutlaka değiştirilmelidir.  Deprem riskini azaltmak ve depreme karşı dirençli bir toplum yaratmak için Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı (UDSEP 2012- 2023) hazırlanmıştır. Yetkin Mühendislik Yasası’nın hazırlanmasıyla ilgili olarak TMMOB sorumlu kuruluş olarak ilan edilmiştir.2017 yılına kadar bitirilmesi gereken bu çalışmaya ilişkin bir tek toplantı bile yapılmaması deprem gerçeğini dışlamanın kendisi değilse nedir? 
 
 
Can ve mal güvenliğinin sağlanması için depreme dayanıklı yapı üretmekten başka bir yol yoktur. Bu gerçekten hareketle geleceğimizi kadere ve rantçılara bağlamanın çıkar yol olmadığı acıda olsa anlaşılmıştır. Bilime, bilgiye, mühendisliğe, akla ve insana önem veren uygulamalar sorunun değil çözümün yoludur. 17 Ağustos yıkımının 21.yıldönümünde ilgilileri bir kez daha uyarıyoruz."  


 

Kaynak: (KHA) - Karadenizhayat Editör: Coşkun ÖZBEK
Etiketler: Samsun, İnşaat, Mühendisleri, Odası'ndan, Deprem, Uyarısı,
Yorumlar
Haber Yazılımı